Diyabet- Diyabet ve Obezite-Gestasyonel Diyabet

Diyabet Nedir- Belirtileri Nelerdir-Diyabetten Korunmada ve Diyabetli Hastalarda Beslenme Nasıl Olmalıdır?

2013 yılı itibari ile dünyadaki diyabetli hasta sayısı 382 milyon iken bu sayının 2035 yılında %55 oranında artarak 592 milyona ulaşacağı öngörülmektedir. Bu artışın başlıca nedenleri nüfus artışı, yaşlanma ve kentleşmenin getirdiği yaşam tarzı değişimi sonucu obezitenin artması, ve fiziksel aktivitenin azalmasıdır. 

(Türkiye Diyabet Programı 2015-2020)

Yediğimiz besinlerin(özellikle karbonhidratların) vücutta glukoza dönüştürüldükten sonra, hücre içinde enerji olarak kullanılabilmesi için pankreasımızdan salgılanan, insülin hormonu kullanılır. 

Diyabet, insülin eksikliği(tip-1 dm) veya etkisizliği(tip-2 dm) sonucu meydana gelen, kan şekeri yüksekliği ile seyreden kronik, ilerleyici bir hastalıktır diyebiliriz. Ancak diyabeti kontrol altında olan bireyler için, hastalık değil yaşam tarzı demek de daha doğru olabilir diye düşünüyorum:)

Risk gruplarını sıralayacak olursak: ailede diyabet öyküsü olanlar, fazla kilolu veya obez bireyler, hipertansiyon, kardiyovasküler hastalığı olanlar, insülin direnci olanlar,sedanter bireyler, gebelikte diyabet tanısı alan kadınlar gibi özetleyebiliriz.

Tanı için sekiz saatlik açlıkla, açlık kan şekeri ölçümü(126ml/dl ise kesin tanı) , oral glukoz tolerans testi(200ml/dl ise kesin tanı), rastgele kan glukoz ölçümü(200ml/dl ise kesin tanı) ve HbA1c(≥%6.5 ise kesin tanı) ölçümleri yapılabilir.

Belirtileri 

Tip-2 diyabet için;

Sık idrara çıkma, çok su içme, ağız kuruluğu, açlık hissi, geç iyileşen yaralar, sık enfeksiyon geçirme, ellerde ayaklarda karıncalanma.

Tip-1 diyabet için ise tablo çok daha ağır olabilir

çok sık idrara çıkma, çok su içme, zayıflama gib belirtilerin yanında karın ağrısı, hızlı solunum, aşırı halsizlik,bilinç bulanıklığı ve yorgunlukla seyreden ketoasidoz tablosu meydana gelebilir.

Tabii ki kan şekeri kontrol altına alınmazsa retinopati, nefropati, nöropati, koroner kalp hastalıkları, periferik damar hastalıkları, diyabetik ayak ülserleri gibi diyabetin kronik komplikasyonları meydana gelebilir.

Beslenme konusunu iki başlık altında ele almak istiyorum:

-Diyabetten Korunmak İçin Nasıl Beslenelim?

 

  • Genetik yatkınlığınız olsa da olmasa da tip-2 diyabetten korunmada kilo kontrolünün sağlanması ve fiziksel olarak aktif olmak iki temel unsuru oluşturuyor. Yani bunun yaşam tarzı olarak benimsenmesi çok önemli. 
  • Bu yüzden de yeterli ve dengeli miktarda, her besin öğesinden yararlanarak, besinlerinizi çeşitlendirerek beslenmeniz gerekiyor. 
  • Doğru karbonhidrat seçimi (beyaz un yerine tam buğday, tam tahıl gibi unlardan yapılmış ekmek,makarna, kurubaklagiller,bulgur, karabuğday..gibi), 
  • Liften zengin beslenme yani yeterli sebze,meyve tüketimi, kurubaklagil tüketimi, Bol su tüketimi (kilogram başına 30-35 ml/gün) 
  • Fast food tüketimini sınırlandırma ve düzenli egzersiz gibi yaşam tarzı değişiklikleri diyabetin yanında diğer pekçok kronik hastalığa karşı da koruyucu olacaktır.

 

-Diyabetli Bireylerin Beslenmesi?

 

  • Diyabetli bireyler için kan şekeri kontrolü çok önemlidir çünkü bu yaşam kalitelerinin artmasını sağlarken aynı zamanda diyabetin komplikasyonlarına karşı da korur. Bunu da medikal tedavinin yanında beslenme+egzersiz kombinasyonuyla sağlayabilirler.
  • Kişinin yaşam tarzı ve daha bir çok parametreye göre değişse de genellikle öğün sayısını 3 ana, 2 ya da 3 ara öğün şeklinde planlamaktayız.
  • Beyaz şeker ve ilave şeker içeren besinler, bal,reçel, pekmez, şerbetli tatlılar, paketli besinler, meyve suları ve asitli içeceklerden uzak durmak yerinde bir davranış olacaktır.
  • Kan şekerini yükseltme hızı düşük besinler (glisemik indeksi düşük besinler) diyabetli hastalarımız için önerebileceğimiz ilk besinler olur. Yani muz,kavun,karpuz,patates,kuru meyveler, pirinç pilavı, beyaz ekmek gibi besinleri daha seyrek ve porsiyon kontrolüyle tüketmelerini isteriz. Bu noktada taze ve glisemik indeksi düşük meyveler, sebzeler, tam buğday tam tahıl ekmek, makarna, kurubaklagiller, bulgur, yulaf gibi karbonhidrat kaynaklarını yine porsiyon kontrolüyle tüketmek daha uygun olacaktır.
  • Karbonhidrat yanında öğünün protein ve yağ içeriği de önem taşır, çünkü bunların da kan şekerimize karbonhidratlara göre daha geç olsa da etkisi vardır. Bu nedenle dengeli, çok yağlı ve tek tip olmayan öğünler hazırlayın.
  • Öğünlerinizde mutlaka süt ürünü (süt,yoğurt,ayran,kefir,cacık) ve yağsız salata kullanın
  • Yemeklerinizi zeytinyağ ile pişirin.
  • İhtiyaca göre şekillense de ara öğünlerinizi meyve+kuruyemiş, meyve+süt ürünleri şeklinde tüketebilirsiniz. Meyve suyu yerine meyvenin kendisi, mümkün olan meyvelerin iyice temizlenmiş şekilde kabuklu tüketilmesi önemlidir.
  • Öğün atlamayın, öğünlerde yavaş çiğneyin, 20 dakikadan önce sofradan kalkmamaya çalışın, beyne tokluk sinyalinin ulaşması ve kan şekerinizin birden yükselmemesi için önemlidir.
  • Lif tüketimi bu aşamada da önem taşır, günlük taze sebze ve meyve tüketiminizi ihmal etmeyin.
  • Haftada iki kez balık tüketimini önemseyin.
  • Kızartma, kavurma ve yüksek miktarda doymuş yağ tüketiminden kaçının.
  • Tuz tüketiminizi sınırlandırın, sofraya tuzluk koymayabilirsiniz.
  • Bol su tüketin.
  • Düzenli egzersiz yapın.
  • Son olarak da bunlar çok ucu açık ve genel önerilerimiz, bireye özel diyabette tıbbi beslenme tedavinizin başlatılması ve takibi için  diyetisyeninize başvurmayı ihmal etmeyin.

 

 

Diyabet&Obezite İlişkisi

Obezitenin diyabet ve diğer hastalıklarla ilişkisi artık bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek. 

Obezite ile diyabet arasındaki kilit nokta insülin direncidir. Hiperinsülinemi ve insülin direnci santral obezite ile paralel seyretmektedir. 

Tip 2 diyabet riski altındaki obez bireylerde ağırlık kaybının diyabet gelişimini önlediğine ve geciktirdiğine dair çok güçlü kanıt bulunmaktadır. Ağırlık kaybının hiperglisemi riskini 23 kat, hiperinsülinemi riskini 6 kat azalttığı gösterilmiştir. 

Doğru olmayan beslenme alışkanlıkları, yetersiz fiziksel aktiviteye bağlı fazla kilo daha önceki diyabet başlıklı postlarımda da bahsetmiş olduğum gibi, şeker hastalığında da ciddi bir risk faktörü niteliğinde. Orta yaşta oluşan tip-2 diyabetin sebebinin %80’ininde obezite birinci etken olarak yer alıyor. 

Beden kütle indeksi(BKI) dediğimiz kilomuzun boyumuzun karesine oranı 30 ve üzerinde ise şişman-obez sınıflamasında yer alıyoruz ve bu da normal BKI ye sahip bireylere göre tip-2 diyabete yakalanma riskimizi 20 kat arttırıyor. Tip-2 diyabetlilerin %90’ına obezite teşhisinin konulduğunu da hatırlatmakta fayda var. 

Obezite bildiğiniz gibi, vücuttaki yağ kütlesinin aşırı miktarda artışıyla seyreden bir hastalık. Vücudunuzdaki yağlanma dağılımını anlayabileceğiniz en pratik antropometrik ölçüm ise bel ve kalça çevresi ölçümleridir. Bel ölçünüzün erkekler için 102 cm , kadınlar için 88 cm’in altında olması diyabet ve diğer kronik hastalıklar için riski azaltırken, bel- kalça oranının da erkekler için 0,95, kadınlar için 0,85’in altında olmasını isteriz. 

Bunu sağlayabilmenin, diyabet riskini azaltmanın temelinde de yüksek şeker, doymuş yağ, fakir lif içeriğine sahip beslenme alışkanlığını terketmek, dengeli ve yeterli beslenmeyi sağlayarak fiziksel aktiviteyi arttırmak bulunuyor. Gerekiyorsa kilo kaybı programına başlamak ve yaşam tarzı değişikliği sağlamak da alınabilecek önlemler içinde. 

Obez bireylerde kilo kaybıyla diyabetin yanında, hipertansiyon ve koroner kalp hastalığı gibi kronik hastalık risklerinin de azaldığını hatırlatmakta fayda var...

 

Gestasyonel Diyabet

Diyabet serisi için son konu başlığım Hamilelik Döneminde Diyabet yani Gestasyonel Diyabet (GDM).

Kabaca gebelik döneminde salgılanan hormonların etkisiyle insülinin yeterli gelmemesi ve kan şekerinin yüksek seyretmesiyle meydana gelen bir hastalıktır diyebiliriz. 24-28.haftalarda GDM için tarama testi yapılmaktadır.

Kontrollü bir hamilelik dönemi; gerek anne, gerekse bebeğin gelişimi ve sonraki hayatında sağlığı için kilit noktadır. 

Annenin hamile kalma koşulları (obez annenin hamile kalması, ailede diyabet ve GDM öykülerinin bulunması, 35 yaş ve üzeri hamile kalmak gibi) GDM için risk oluştururken, hamilelik döneminde sağlıklı beslenme ve ağırlık artışının kontrolünün sağlanması anne ve bebekte oluşabilecek riskleri engellemede oldukça önemli. 

Gebelik döneminde oluşan diyabette kan şekeri kontrolünün sağlanamaması;

Annenin doğum sonrası tip-2 diyabet tanısı konması, hipertansiyon, metabolik sendrom sezeryan doğum, prematüre doğum, intrauterin fetal ölüm, bebekte 4 kilo ve üzeri doğum ağırlığı,hipoglisemi, bebeğin ileriki yaşamında tip-2 diyabet, obezite, metabolik sendrom gibi sağlık problemleri yaşaması gibi problemleri beraberinde getiriyor.

Nasıl beslenmeliyiz derseniz tamamiyle kişiye özel planlıyoruz, yani gebelerimizin hamilelik öncesi kilosu, şuanki kilosu, gebeliğinin kaçıncı haftasında olduğu gibi en temel bilgilerin yanında çok çeşitli kişisel parametreler ve kan tahlilleri, kan şekerinin seyri gibi bilgiler doğrultusunda menüleri planlıyoruz ve kan şekeri regülasyonunu sağlamak temel hedefimiz oluyor :) Burada annenin artmış enerji ihtiyacını asla ve asla atlamamak gerekiyor ve tabii ki öğün örüntüleri de bizim için kan şekeri dengesini sağlamada fazlasıyla önemli. 

Burdan GDM değilsek dikkat etmemize gerek yok gibi bir şey algılanmasın. Çünkü GDM riskinin azalması, bebeğin sağlıklı bir şekilde gelişimini tamamlaması ve annenin gebelik döneminde yaşayabileceği diğer rahatsızlıkların da risklerinin minimuma indirilmesi, diyetisyeniniz tarafından doğru planlanmış bir beslenme programıyla ve gebenin doktor-diyetisyen kontrolünde süreci geçirmesiyle oldukça ilişkili:)

Bu sebeple diyetisyeninize danışmaktan, doğru bilgiyi doğru kaynaktan öğrenmekten çekinmeyin.

Kendinizin ve bebeğinizin sağlığı için…


Dyt. Burcu KARA
Telif Hakkı © 2019 Diyetisyen Burcu Kara
Tüm Hakları Saklıdır.